14 Kasım 2012 Çarşamba

BUZAĞILARIN BAKIM VE BESLENMESİ


Buzağıların beslenmesi ana karnında başlar. Anası iyi şekilde beslenmeyenin yavrusu da iyi beslenmemiş olur. Doğuma 2 ay kala gebe hayvan doğum bölmesine veya ayrı bir bölmeye alınmalıdır. Buzağının temiz ve sağlıklı bir ortamda doğması gerekir. Doğumdan sonra inek buzağısını yalayıp kurutması gerekir. Eğer bu inek tarafından yapılmazsa bakıcı tarafından temiz kuru bir bezle buzağı temizlenip kurutulmalıdır. Buzağının rahat nefes alması için özellikle ağız ve burun bölgesi temizlenmeli ve gerekirse suni teneffüs yaptırılmalıdır. Göbek kordonu 7-8 cm
den kesilmeli tentürdiyotla dezenfekte edildikten sonra 3-4 cm den bağlanmalıdır.
Buzağı bölümüne alınıp ağız sütü içirilmelidir. Şayet buzağı anasından emzirilecekse memeler sabunlu su ile iyice yıkandıktan sonra emmesi
sağlanmalıdır. Buzağının sağlıklı beslenebilmesi için sütün sağılarak içirilmesi en uygunu olup; verilen süt miktarı da kontrollü olmaktadır. Ayrıca anadan gelebilecek bulaşmalarda önlenmiş olur. Sütten kesmedeki güçlükler ortadan kalkar ve genç ineklerin sağıma kolay alışmaları sağlanmış olur.
Ağız sütü denilen kolostrum doğumdan sonraki 1-2 saat içinde buzağıya
mutlaka içirilmelidir.
1. gün doğumdan hemen sonra en az 3 kg civarında kolostrum verilmelidir. İkinci öğün ise 12 saat sonra verilmelidir.
2-3. günler Ağız sütü ve su verilmelidir.
Ağız sütü içen buzağı, sağlam yapılı ve sağlıklı gelişir. Ağız sütü 7-8 gün buzağının tüm temel besin madde ihtiyacını karşılar. Ağız sütü normal süte göre kuru maddesi 2 kat, protein oranı 5,5 kat, mineral madde oranı 2 kat fazla fakat süt şekeri yarı yarıya daha azdır. Ağız sütü buzağıyı ilk günler ishal yaparak bağırsaklarını temizler. Buzağının Hastalıklara  karşı direncini artırır. Bir çok bağışıklık maddeleri ve A, D ve E vitamini bakımından zengindir. Buzağılara verilen süt buzağının vücut ağırlığının 1/10 (onda birini) geçmeme1idir. Buzağıya verilen süt 36 dereceye kadar ısıtılıp ondan sonra verilme1idir. Süt içirilen kaplar ve emzikler kullanıldıktan sonra iyice yıkanıp temizlenme1idir. Aşırı süt içirilmesi
ishale sebep olabi1eceğinden ishal görüldüğünde süt verilmeyip sadece ılık temiz su verilmelidir.
Buzağı besisi;
4-27. günler İlk hafta ağız sütü, ikinci hafta tam yağlı süt ve üçüncü haftadan sonra süt ikame yemi veya buzağı başlangıç yemi ve su şeklinde yapılır. İlk haftadan itibaren hayvanın önüne kaliteli kuru ot konularak alışması sağlanmalıdır. Sütten kesmede ise ; 28-35 günler Sağlıklı bir buzağıya günde 700-900 gram buzağı başlangıç yemi verilmelidir. Su daima yanında bulundurulmalıdır. İlerleyen günlerde yem tüketimi arzulanan seviyeye ge1diğinde buzağıya verilen süt veya süt ikame yemi % 25-50 azaltılmalıdır. 36-56 günler Günlük buzağı başlangıç yem tüketimi 1 kg. olduğunda ve canlı ağırlığı arzulanan düzeye geldiğinde süt veya süt ikame yemi kesilmelidir. Buzağı 4-6 haftalık yaştan önce sütten kesilmemeli, en uygunu 2 - 3 aylık yaşta sütten kesmedir. Süt içme döneminde buzağılara verilebilecek kesif yem için ; (50 kilogramlık bir karışım) rasyon örneği ;
( 9,5 kg arpa kırması + 10 kg buğday kırması + 10 kg yulaf kırması + 10 kg mısır kırması + 10 kg soya fasulyesi küspesi + 1 kg mineral karması ve tuz + 1 kg vitamin karması, temiz bir kabın içinde iyice karıştırılarak hayvanlara verilmelidir.)
Sütten kesimden sonra buzağılara buzağı büyütme yemi verilir. Buzağı başına yarım ile iki kilo arasında kesif yem ve iyi kaliteli kuru ot verilir. Ayrıca önlerinde devamlı temiz su bulundurulur. Altı aylık oluncaya kadar buzağılara verilebilecek kesif yem  için (50 kilogramlık bir karışım )örnek yem reçetesi; (12 kg arpa kırması + 12,5 kg buğday kırması + 10 kg yulaf kırması + 5 kg  ayçiçeği tohum küspesi + 10 kg soya fasulyesi küspesi + 1 kg mineral karması ve tuz + 1 kg vitamin karması), temiz bir kabın içinde iyice karıştırılarak hayvanlara verilmelidir.
Buzağılardaki adi ishal, buzağı septisemisi ve mantari hastalıklar, temiz olmayan ahırlar, iyi dezenfekte edilmemiş göbek kordonu, ağız sütünün zamanında ve gerektiği kadar verilmemesinden kaynaklanır.

         Buzağımızın aşılarını düzenli olarak yapmalıyız.

8 Kasım 2012 Perşembe

KEDİ VE KÖPEKLERDE AŞILAMA PROGRAMI


Köpeklerde gençlik hastalığı (distemper), kanlı ishal (parvoviral enterit), hepatitis ve leptospirosis hastalıklarına karşı karma aşı 45 günlük iken yapılmalıdır. Daha sonra 2-3 hafta arayla aşı takvimi aşağıdaki gibi uygulanmalıdır;


45. gün parazit mücadelesi
8. hafta karma aşı
10. hafta. Karma aşı,
12. hafta Parainfluenza+Bordetella (Kennel Cough- Barınak öksürüğü)
14. hafta Corona virus
16. hafta Kuduz.

Ergin bir köpekte ise senede bir defa olmak üzere Karma aşı, (3 yaşına kadar) Kennel Cough, corona ve kuduz aşıları tekrarlanmalıdır.

Kedilerde ise aşılama aşağıdaki gibidir;

6. hafta parazit mücadelesi 
7-9. hafta Karma Aşısı (3'lü ya da 4'lü )
12. hafta Karma (2.aşı)
13. hafta Lösemi (FeLV)
16. hafta Lösemi (2.aşı)
18. hafta Kuduz Aşısı

Bu aşılar her yıl tekrarlanmalıdır. 

Aşı, hayvanın vücut ısısının yükselmesine, ateşinin çıkmasına neden olur. Bu normaldir. Kesinlikle ateş düşürücü ya da aspirin vermeyin.! Hayvanınız yemeden içmeden kesilirse derhal veterinerine başvurunuz.
DİKKAT
Kedi ve Köpeğimizin sokak ve ya ev kökenli olması, annesinin aşılı olup olmaması,  sağlık durumuna göre Veteriner Hekimce aşı programı değişmektedir.

YEMLİK KANOLA ( OT TİPİ YEM ŞALGAMI)



DEMONSTRASYONUN AMACI :
  
 Kaliteli kaba yem yetiştirmek suretiyle yem girdilerini düşürerek daha sağlıklı ve daha ekonomik hayvancılık yapmaktır.

DEMONSTRASYONUN ÖNEMİ :

Zengin içerikli,çok kaliteli ve yüksek verimli bir yem bitkisi olduğundan sağlıklı,ekonomik hayvancılık için önemli yem bitkisidir.
   Nisan-Mayıs ayında biçiliyor.Hemen arkasından silajlık mısır ekilişi yapılıyor.Bu yüzden bir tarladan bir yılda iki ürün almış oluyoruz.
   Tarım ve Köy işleri Bakanlığımızın bir diğer önemli politikası ülkemizin yemeklik yağ açığının kapatılması ve biyodizel üretim amacıyla aspir,Kanola,ayçiçeği gibi tohumundan yağ üretilen bitkilerin ekimine destek vermeye başlamıştır.Bu yüzden ekilen bitkimiz kanoladır ve bölgemizde de bunun temelleri atılmış olmaktadır.
   Çiçeklerinde de fazla miktarda nektar olduğu için arıcılarında beğendiği bir bitkidir.

HAYVAN BESLEMESİNDEKİ ÖNEMİ   :

Dekardan 10-10,5 ton yeşil ot alınıyor.%18-22 arasında proteini bulunduğundan yoncadan üstün,fiğden ve korungadan da en az iki kat verimlidir.Hem taze yedirilebilir,hem de silajı yapılabilir.
İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ :
   Çok kumlu ve drenajı zayıf olan topraklar haricinde her toprakta yetişir.Toprak Ph 4,2-8,2 arasında olmalı özellikle kireçli toprakları çok sever.Şeker pancarı,kışlık buğday ve arpanın yetiştiği iklim koşullarında başarıyla yetiştirilir.
EKİM ZAMANI :
   İki yıl süren çalışmalar neticesinde ekim zamanı ağustos sonu eylül başı olarak belirlenmiştir.
TOPRAK HAZIRLIĞI :
   Toprak tavında iken 10-13 cm derinliğinde pullukla sürülür.Sonra kaz ayağı,goble disk veya tırmıkla tohum yatağı hazırlanmış olur.
EKİM :
   %33 Amonyum Nitrat elenerek içerisinde birbirine yapışmış olan büyük parçalar alınmalıdır.Örneğin dekara en az ne kadar karışım düşürebileceklerse o miktarda %33 Amonyum Nitrat,1 kg tohum bir çuval içerisinde karıştırılır ve mibzerin tohum gözüne aktarılır.Böylece dekara atılacak tohum miktarı ayarlanmış olur.Çiftçilerimiz bu hesabı kendilerine göre ayarlayabilirler.Ekimden hemen sonra merdane çekilip toprak sıkıştırılır.
TOHUM VE GÜBRE MİKTARI :
   1 Dekara 1 kg tohum,50 kg 15.15.15+Zn ekimle beraber,sapa kalkma döneminde ise dekara 50 kg Amonyum Sülfat ve 2-5 kükürt kullanılır.Çünkü kükürtÜ çok sever.
UYARI :
   Bölgemizde ekim sezonunda muhtemelen yağış olmayacak ve tohum çıkışı gecikecektir.Bu yüzden ekimden sonra sulanarak tohum çimlendirilmeli,kış öncesi 6-8 yapraklı hale getirilip kışa hazırlanmalıdır.Aksi takdirde bitki soğuktan etkilenecek ve ölecektir.Bir nevi bu özelliği haşhaşa benzemektedir.

SİLAJ YAPIMI :



   1 Ton Ot Tipi Yem Şalgamı içerisine 50 kg Buğdaygil Tanesi ilave edilir.Çok sulu bir bitki olduğu için silaj yapılırken saman katılırsa değerli olan sıvı kısmının da ziyan edilmemesi sağlanmış olur.
İlker BİLGİLİ
 Karaadilli Tarım Merkezi
ŞUHUT -2011-

SAANEN KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİ


Saanen Keçisi Özellikleri
Saanen keçisi Avrupa ve bazı ülkelerde saf olarak yetiştirilen bir süt keçisidir.Ülkemizde kıl keçisi ve malta keçisi melezleri olarak yetiştirilmektedir. Saanen keçisine ülkemizde zana keçisi, zanen keçisi, sanem keçisi İsviçre süt keçisi olarak da adlandırılmışlardır. Saanen keçisi özellikleri bakımında bir süt keçisidir.İsviçre’de saanen keçisi 3-5 lt,ortalama süt verimi ve 1.7-1.8 oğlak verimi olan bir süt keçisi cinsidir. Türk saanen keçisi olarak isimlendirilen melez(kırma) saanen keçileri süt verim ortalaması 1.5-2 lt ortalamayı en iyi saanen sürüleri ancak ulaşmaktadır. Saanen keçisi verim özelliklerini yükseltmek için suni tohumlama yaptırılması tek seçenektir. Suni tohumlamada keçilerde pahalı ve zor bir uygulamadır.
Çiftleştirme
Keçiler de koyunlar gibi mevsime bağlı poliöstrik, hayvanlar olup sonbaharda günün ışıklı sürülerinin, ışık yoğunluğunun ve hava sıcaklığının düşmesi ile çiftleşme arzusu yani, kızgınlık gösterirler. Kızgınlıkların görüldüğü ve çiftleştirme mevsimi olarak adlandırılan bu dönem batı bölgelerinde Temmuz-Ağustos aylarında görülürken doğuya gidildikçe Eylül-Ekim aylarına sarkmaktadır.
Keçi sürülerinde teke katımı zamanı, keçilerin kızgınlık göstermesi, iklim, yem, mera ve pazarlama koşulları dikkate alınarak belirlenmektedir. Teke katım zamanının belirlenmesinde en önemli faktör doğum ile meralanma dönemi arasında oğlakların yeterince büyümelerine ve meradan yararlanabilecek hale gelmelerine yetebilecek bir süre bulunmasıdır. Yani teke karımı meraların otlamaya elverişli hale geldiği dönemden 3-3.5 ay önce doğumların gerçekleşeceği şekilde ayarlanmalıdır. Türkiye’de tekeler genellikle serbest olarak sürüye katılmakta, 1.5-2 ay süre ile sürü içerisinde kalmakta veya tüm yıl boyunca sürü içerisinde kalmakta veya tüm yıl boyunca sürü içerisinde tutulmaktadırlar. Kızgınlık gösteren keçiler, teke tarafından tesadüfi olarak tohumlanmaktadırlar. Serbest aşım adı verilen bu sistemde teke başına 30-35 dişi hesaplanır. Doğacak oğlakların babalarının belirlenememesi ve çok sayıda teke gerektirmesi serbest aşımın en önemli sakıncalarıdır. Fazla sayıda üstün nitelikli teke bulunmaması nedeniyle bu sistemde genotipik ilerleme sınırlı olmaktadır. Ayrıca üstün nitelikli döller veren tekelerin tanınması ve sürüde öncelikle bunların kullanılması olanaksızdır. Söz konusu sakıncaları ortadan kaldırmak için elden aşım uygulanabilir. Bu yöntemde, kızgın oldukları belirlenen keçiler belirli tekelerle çiftleştirilirler. Böylece doğan oğlakların babaları belirlenebilir ve tekeler herhangi bir dişi ile yalnız bir kez çiftleşeceğinden daha fazla keçiyi döllemeleri mümkün olur. Böylece üstün niteliklere sahip az sayıda teke kullanılmak suretiyle daha fazla genotipik ilerleme sağlanır. Elden aşımda teke başına 80-90 keçi hesap edilir. Yapay tohumlama uygulaması halinde ise tekenin bir ejekülasyonu ile 5-6 keçi tohumlanabilmektedir. Böylece tek bir teke ile 250-300 baş keçinin tohumlanması mümkün olabilir. Keçilere, çiftleştirme mevsiminden önce başlayıp, bu mevsim boyunca sürdürülecek ek yemlemenin flushing etkisi yapacağı ve döl verimini artıracağı unutulmamalıdır.

Çiftleşen keçiler gebe kalmadıkları takdirde ortalama olarak 20 günde bir kızgınlık gösterirler. Gebe kalanlar ise kızgınlık göstermeyip 5 aylık gebelik süresi sonunda doğururlar. Keçi sürülerinde % 5 dolayında kısırlık normal sayılmaktadır. Kısırlık oranının yükselmesi için keçilerin çiftleştirme döneminde uygun kondüsyonda olmalarını sağlayacak bir besleme uygulanmalı, sürüde yeterli sayıda teke bulundurulmalı, gebeliğin erken döneminde keçilerde şok etkisi yaratacak davranışlardan kaçınılmalı ve gebeliğin son iki ayında keçilerin beslenmesine özen gösterilmelidir. Bu dönemde keçilere şişmeye neden olacak yemler verilmemeli, hızlı hareket ettirilmemeli, soğuk ve nemden korunmaları sağlanmalıdır. Gebeliğin son dönemi kış mevsiminin sonlarına rastlamaktadır. Bu dönemde işletmenin yem stokları ya çok azalmış ya da tükenmiş olacağından besleme koşulları son derecede kötüdür. Bunun sonucu olarak keçiler zayıf düşer, yavrular iyi gelişemez, zayıf ve dayanıksız doğar, bunlara ek olarak yetersiz besleme sonucu ananın süt verimi de düşük olacağından oğlak ölümleri artar. Bu durumu önlemek için yetiştiricinin kışlık yem stoğunu çok iyi ayarlaması gerekir. Bu dönemde uygulanacak iyi bir besleme düzeni oğlak ölümlerini azaltacağı gibi, süt veriminde artış sağlamak suretiyle yapılan masrafları da karşılayabilmektedir. Doğum döneminde havalar uygun olup keçiler otlatılmaya götürülüyorlarsa yakın meralar tercih edilmeli, doğumun çok yaklaştığı anlaşılan keçiler ağılda bırakılmalı ve doğum merada gerçekleşirse en kısa zamanda oğlağı ile birlikte ağıla getirilmelidir. Doğan oğlaklar kurulanmalı, varsa anası ile birlikte ayrı bir bölmeye alınmalıdır. Doğumdan sonra atılan yavru zarlarını keçinin yememesi için hemen ortamdan uzaklaştırılması ve en iyisi gömülmesi gerekir. Doğum genellikle yardımsız gerçekleşir. Ancak oğlağın anormal gelişi halinde yardım gerekebilir. Bu durumda eller antisptiklendikten sonra müdahale edilmeli, mümkünse veterinere baş vurulmalıdır.

Doğan oğlaklar kurulanıp ağız ve burunları iyice temizlendikten sonra göbek bağları tendürdiyotlanarak mikrobik bulaşmalar önlenmelidir. Oğlakların doğumdan sonra en kısa süre içerisinde analarını emerek yeterli miktarda kolstrumu almaları sağlanmalıdır. Kolstum hafif bir ishale neden olarak oğlağın sindirim sisteminin temizlenmesini, içerdiği zengin besin maddeleri sayesinde çok iyi beslenmesini ve globülinleri aracılığı ile de ananın bağışıklığını oğlağa geçmesini sağlamaktadır. Oğlak tarafından kolostrumun alınması için en uygun zaman doğumdan sonraki ilk 13 saattir. Emzirme döneminde doğal ve yapay emzirme olmak üzere iki yöntem uygulanabilir. Süt keçisi yetiştiriciliğinde yapay emzirme uygulaması önerilir. Bu yöntemde keçiler sağılmakta, oğlaklara ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda süt biberon veya benzer düzenekler aracılığı ile önceden belirlenmiş bir reçete uyarınca içirilmektedir. Böylece oğlakların ihtiyaçlarından fazla süt tüketmeleri önlenmiş olmaktadır. Doğal emzirmede ise oğlakların analarını emmelerine izin verilmektedir. Büyüme döneminde oğlak tarafından tüketilen süt miktarı ile süt emme döneminin uzunluğu büyük önem taşımaktadır. Bu dönemde içilecek süt miktarı ve emzirme döneminin uzunluğu ırka, süt veya süt ürünlerinin pazarlama koşullarına ve büyütmenin yönelik olduğu amaca bağlı olarak değişmektedir. Emzirme süresi genellikle 2-2.5 ay sürmekte ve 4-5 haftadan kısa olmamalıdır. Çünkü bir aylık yaştan daha küçük olan olanakların sindirim sistemi süt dışındaki besin maddelerinden tam olarak yararlanmaya elverişli değildir. Emzirme döneminin başlangıcında süt miktarı az, öğün sayısı fazla iken ilerleyen yaş ile birlikte süt miktarı az, öğün sayısı fazla iken ilerleyen yaş ile birlikte süt miktarı artar/arttırılır iken öğün sayısı azalır/azaltılır. Başlangıçta 400-500 g dolayında olan süt tüketimi daha sonra 2.5 kg’ye kadar artmaktadır. Bütün yüksek fiyatla pazarlanabildiği yerlerde 40-45 gün süren süt emme döneminde oğlak başına içirilecek toplam süt miktarının herhangi bir gelişme geriliğine neden olmaksızın 40 kg’ye kadar düşürülmesi mümkündür. Fakat bu takdirde oğlakların 2. haftadan itibaren kaliteli kuru et ve yoğun yeme alıştırmaları gerekir. Süt emme döneminde oğlaklara sürekli olarak temiz içme suyu sağlaması gerektiği de unutulmamalıdır. Sütten kesim çağına kadar süt ve diğer besin maddeleri ile sağlıklı olarak büyütülen oğlakların damızlık çağına kadar beslenmelerinde özel bir uygulamaya gerek yoktur. Koşulların uygun olması halinde yaşama payı ihtiyaçlarının meradan sağlanması mümkündür. Fakat emzirme döneminin kısa tutulması halinde oğlakların meradan yararlanabilecek çağa kadar elden yemlenmelerine devam edilir. Bu durumda oğlaklara meraya çıkarılıncaya kadar günlük 400-500 g dolayında nitelikli kesif yem verilmelidir.
Aşım işlemleri bittikten sonraki 2 ay hayvanların en az besin maddesine gereksinme duydukları zamandır. Sütten kesilmiş ve gebeliğin başındaki keçilerin beslenmesi yaşam payının biraz üzerinde yemle karşılanabilir. Ancak gebeliğin son 4 – 6 haftasında embryonik gelişme çok hızlanır ve bu devrede anaya iyi bakım besleme uygulanmadığı takdirde yavru atma, ölü doğum olabileceği gibi ananın da hayatı söz konusu olabilir. Ayrıca bu devrede iyi bakım besleme uygulanması oğlakların gelişmesini de olumlu yönde etkiler. Bilindiği gibi keçilerin gebelik süresi 145 – 155 gün arasında değişmekle birlikte ortalama 5 ay veya 150 gündür. Doğumu yaklaşan keçiler için özel bir doğum bölmesi hazırlamak gereklidir. Bu bölme havadar, rüzgardan uzak ve ağılın en sıcak yeri olmalıdır. Ayrıca bol altlık atılarak her gün değiştirilmelidir. Doğumu yaklaşmış hayvanın memeleri şişmiş, meme pembe bir görünüm almıştır. Vulva kızarıktır ve yapışkan bir akıntı vardır. Genellikle doğumda fazla yardıma gerek duymazlar. Ancak çoğuz doğumlarda ana ikinci ve üçüncüyü doğurmak için sancı çekerken doğan oğlağı unutabilir ve kurutulmayan yavru ölebilir. Bu gibi doğumlarda oğlağın kurutulması ve emzirilmesine yardım gereklidir. Öncelikle doğan oğlağın yüzündeki mukus sıvı temizlenir ve oğlağın nefes alması sağlanır daha sonra kurutularak, meme ucundaki ilk damlalar yere sağılır ve sonra kuzu emdirilir. Bilindiği üzere ananın ilk üç günkü sütüne “ağız sütü” veya colostrum denir. Ağızın besin değeri çok yüksek olup mutlaka oğlaklara içirilmelidir. Ağız sütünün bir diğer görevi de içerdiği maddeler nedeniyle bir süre yavruda hastalıklara karşı direnç yaratır.
 Saanen keçilerine ait bazı özellikler
Özellik
Ortalama
Ortalama Oğlak Doğum Ağırlığı 
3,6 kg
Doğumda Göğüs Çevresi 
37 cm
Sütten Kesim Yaşı 
45 gün
Sütten Kesim Ağırlığı 
14 kg
Ergin Keçi Ağırlığı 
60 kg
Ergin Teke Ağırlığı 
75 kg
Ergin Keçi Cidago Yüksekliği 
72 cm
Ergin Teke Cidago Yüksekliği 
84 cm
İlkine Tekeye Verilme Yaşı 
7-8 ay
Keçi Başına Oğlak Sayısı (Oğlak Oranı) 
1.6
Laktasyon Süresi 
280 gün
Laktasyon Süt Verimi 
500- 800 kg
0-2 Aylık Dönemdeki Ölüm Oranı 
% 5-6
Sütün Yağ İçeriği 
% 3,49
Sütün Kuru Madde Düzeyi 
% 9,65
Sütün Özgül Ağırlığı 


1,028 gr/cm 3

Alman Spanieli


Temel Özellikleri
Geniş yüzlü, sağlam yapılı, orta boyutlu bir köpektir. Efendisine karşı duygulu ve itaatkardır, ancak av alanında şiddetli, katı ve inatçı bir yapısı vardır. Avının gırtlağına atılır.

Neler Yapar?
En çetin arazilerde, özellikle tilki ve yaban tavşanı avında kullanılır. Karlarla kaplı, çamurlu ve sulak arazilerde avlanmanın üstesinden kolayca gelebilir.

Avın varlığını farkedince durur, oturur ve avcıyı uyarır. özellikle cesur ve dayanıklı bir köpektir.

Kökeni
1900'lerin başında, Alman Köpek Yetiştiricisi Frederick Roberth tarafından geliştirildi. Roberth, ava yatkın küçük ve orta büyüklükte uzun tüylü köpekleri çiftleştirmiştir. Ancak, ortaya çıkan birleşimin tam olarak nasıl elde edildiği ve hangi köpek türlerinden yararlanıldığı bir sır olarak kalmıştır.

Alman Kısa Tüylü Pointer


Temel Özellikleri
Coşkulu, eğitilebilir, atik, kararlı, zeki, neşeli, itaatkar, çocuk dostu.

Neler Yapar?
Kısa tüylü Alman Pointeri her türlü avın bulunmasında, avın izlenmesinde ve korunmasında kullanılır. Dağlarda, ormanlarda, bataklıklarda ve her türlü iklimde olağanüstü bir avlanma yeteneği sergiler. Bir ölçüde kırsal görünüşlü bir köpektir. İyi huylu olmasına rağmen apartman köpeği olarak yaşayamayacağı düşünülür. Bununla birlikte, av mevsimi sona erdikten sonra kendisine belirli bir hareket alanının sağlanması halinde her koşula uyum sağlayabilir.

Kökeni
İspanyol pointerinden türetilen bu köpek 1600?de Flaman avcılar tarafından Almanya?ya getirilmiştir. İtalyan ve İngiliz pointerleriyle çiftleştirilerek daha hızlı ve daha enerjik hale gelmesi sağlanmıştır. Kısa tüylü modern tipi Avrupa?da kısa süre içinde popüler olmuştur.

Alman Kalın Tüylü Pointer


Temel Özellikleri
Dengeli, canlı, güçlü. Efendisine karşı çok duygulu, öteki köpeklere karşı kıskançtır.

Neler Yapar?
Atalarının en iyi niteliklerini almış bir köpektir. Mükemmel koku alma duyusu vardır. Güvenli, zeki ve zarif vücut hatları olan bir köpektir. Avlanmanın gereklerini en iyi şekilde yerine getirir. Evde uyuması gerekir. İyi huylu. Avı bulur.

Kökeni
Yirminci yüzyılın ilk yıllarında, Alman pointeri, tel tüylü griffon, pointer, bloodhound ve Airedale cinsi köpeklerin dikkatli bir biçimde çiftleştirilmesiyle yetiştirildi. Alman Drahthaar Kulübü, cinsin kalitesini en yüksek düzeyde tutmak için her batında sadece en iyi altı yavruyu seçip kayıtlara geçirir.

Alman Çoban Köpeği


Temel Özellikleri

Alman çoban Köpeği, Alsatian diye de tanınır. Gösterişli, dengeli ve çok güçlü bir köpektir. Kararlı, vefalı, efendisi ve çocuklara karşı sevgi duyan, öteki hayvanlara karşı hoşgörülü, yabancılara karşı uyanık ve kolay eğitilebilir bir ırktır.

Neler Yapar?
Çoğunlukla iş köpeği olarak kullanılan Alman çoban köpeği korkusuz, dikkatli ve zekidir. Cesur, neşeli, itaatkar ve öğrenmeye heveslidir. İnanılmaz sadakati ve cesareti ile tanınır.

Kendinden emin bir sukünete sahiptir; ancak asla düşmanca değildir. çok yüksek öğrenme kapasitesi vardır. Alman çoban köpekleri aileleri ile birlikte olmaktan büyük keyif alırlar; ancak yabancılara karşı mesafelidirler. Bu ırk ailesiyle olmaya gereksinim duyar ve uzun süre yanlız bırakılmak istemez.

Sadece gerektiğinde havlar. Alman çoban köpeklerinin oldukça gelişmiş koruma güdüleri vardır, bu nedenle aşırı korumacı olmaması için dikkatle ve özenle diğer insan ve hayvanlarla genç yaşta sosyalleştirilmelidir. İnsana karşı sergilenen saldırganlık dikkatsiz üretim ve eğitim nedeniyledir. Dikkatli üretilmiş ve eğitilmiş dengeli bir köpek diğer ev hayvanları, çocuklarla ve ailesiyle güvenilirdir.

Erken yaşta itaat eğitimine başlanmalıdır. Alman çoban köpeğini doğru üreticiden almak çok önemlidir. Bazıları çekingen ve huysuzdur. Bu karakterdeki köpeklerin korku nedenli ısırmaya eğilimi vardır. Yavrunun ailesini iyi incelemek gerekir. Cezaya dayalı bir eğitim bu köpeklerde başarıya ulaşmaz.

Irk o kadar zeki ve eğitilebilirliği öylesine yüksektir ki çoban köpekliği, koruma köpeği, polis ve asker köpeği, körler için rehber köpek, arama ve kurtarma köpekliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Alman çoban köpeği popüler bir aile ve show köpeğidir.

İlk kez sürülerin önderi olarak kullanılmıştır. Zekası ve sağlam karakteri nedeniyle savaş zamanında çeşitli görevlerde (ateş altında ve mayın tarlalarında mesaj taşır), ayrıca kurtarma köpeği (suda, dağda ya da yangında.) ve polis köpeği (eski bir izi bile sürebilir) olarak da kullanılmaktadır. Ancak Alman çoban Köpeği bekçi köpeği olarak eşsizdir, mükemmel refleksleri vardır ve çok çabuk saldırıya geçebilir. Kendisine verilen görevi daima iyi niyet ve çoşkuyla yerine getirir.

Kökeni
Alman çoban Köpeği'nin kökenine dair farklı teoriler vardır. Bir teoriye göre bu köpek Almanya'da var olan çeşitli çoban köpeklerinin çiftleşmesinden, bir başka teoriye göre de dişi çoban köpeklerinin kurtlarla çiftleşmesinden oluşmuştur.

Doğru yanıtın hangisi olduğu zamanla daha da belirsizleşmiştir. Ancak ilk Alman çoban köpeklerinin (uzun tüylü) 1882'de Hannover'de, kısa tüylü olan türünse 1889'da Berlin'de sergilendiği bilinmektedir.

Alman Av Terrieri


Temel Özellikleri
Alman Av Terrieri cesur, saldırgan, inatçı ve sadece efendisine karşı itaatkardır. Eğitimi iyi almasına karşılık, kendisiyle iyi anlaşacak bir sahip ister.

Neler Yapar?
Sadece av köpeği olarak kalabilen birkaç terrierden biridir. Avı inine kadar izlemekte, suda bulmakta ve getirmekte kullanılmıştır.

Tehlikeli yaban domuzu dahil olamk üzere her türlü vahşi hayvana saldırmakta duraksamaz. Evleri ve arabaları korumakta başarılıdır. Efendisinden başka kimselere karşı hoşgörüsü yoktur.

Kökeni
Geçen yüzyılda hayvanları inlerine kadar izleyip yakalayan çeşitli İngiliz köpeklerinin çiftleştirilmesiyle elde edildi. Bu Alman terrierinin iki ayrı türü vardır. Tel tüylü ve yumuşak tüylü.

31 Ekim 2012 Çarşamba

EVCİL HAYVANINIZI GÜVENEREK EMANET EDEBİLİRSİNİZ

Afyonkarahisar da  güvenerek evcil hayvanlarınızı bırakabileceğiniz bir eviniz var artık.
Tatile güvenle gidebilirsiniz, buraya rahat bir şekilde gelebilirsiniz. Biz ev arkadaşlarınıza kendi ev ortamını aratmayacak sıcak bir yuva açacağız. AFYONKARAHİSAR

1 Şubat 2011 Salı

ŞAP HASTALIĞI HAKKINDA MERAK EDİLENLER



Tüm ülkede dalgalanan şap hastalığı 2010 yılı yaz mevsiminde İlçemizde büyük ekonomik kayıplara neden olmuştur. Yetiştiricilerimiz büyük kayıplara uğramıştır. Çok çabuk yayılan bu hastalık büyük bir tehdit oluşturmaktadır.


Şap nedir?

Sığır koyun, keçi gibi çift tırnaklı hayvanlarda görülen, ağız, meme ve tırnak yaralarıyla karakterize bulaşıcı viral bir hastalıktır. Et ve süt veriminde düşüşlere, hayvan ölümlerine neden olabilir.

Şap hastalığı nasıl bulaşır?

Hasta hayvanların salyaları, yapağıları ve derisi ile hayvandan hayvana bulaşır.
Hastalıklı hayvanların ahırına girenlerin ayakkabıları ile hastalık bulaşmış ot, saman ve yemlerle bulaşır. Salya (tükürük), Burun akıntısı, Solunum, Süt, İdrar, Vaginal akıntı, Deri döküntüleri, Rüzgâr ile hastalık etkeni uzun mesafelere taşınabilir.
Hastalık etkenine bulaşmış kuş, fare gibi portörlerle taşınabilir.
Hastalık insan vasıtasıyla da bulaşır (hayvan bakıcısı, hayvan sahibi, satıcılar vb)
Hastalığın yayılmasında kontrolsüz hayvan hareketlerinin rolü çok önemlidir. Özellikle Kurban Bayramı döneminde iller ve İlçeler arası sığır ve koyun nakillerinin artması hastalığın bölgeden bölgeye yayılmasına neden olur.


Şap hastalığı nasıl tanınır?

2–7 günlük inkübasyon süresi sonunda yüksek ateş, durgunluk, iştahsızlık ve süt veriminin düşmesi ile başlayan hastalık; 12–24 saat içinde ağız mukozasında, tırnak aralarında ve meme başlarında veziküller oluşmasına neden olur, 1–3 gün içinde yırtılır ve yerlerinde lezyonlar kalır.
Buzağılarda hastalık daha çok öleme neden olmaktadır.
Ağızda bol miktarda ip gibi uzayan salya ve hastalığa özgü karakteristik ağız şapırdatması görülür. Ağızda dil epiteli dökülür, yoğun yaralardan dolayı hayvan yem yiyemez.

Memede oluşan yaralar süt veriminde azalmaya neden olur.

Tırnak içinde oluşan yaralar topallamaya neden olur yaralar ilerlerse Hayvanların tırnakları düşebilir.

Ağız, meme ve tırnakta oluşan bu yaralar mikropların vücuda girişi için açık kapı oluşturur.

Şap virüsü güneş ışınları karşısında kısa zamanda ölür. Isıya dayanıksız olup, 37°C’de 12 saatte 85°C’de ise derhal ölür. Virüs karanlığı, kuruluğu ve soğuğu sever.
Şap hastalığına neden olan virüsün 7 serotipi mevcuttur. Ülkemizde A, O ve Asia I tipi şap hastalığı görüldüğünden bu serotiplere karşı mücadele programı yürütülmektedir.
İlçemizde Hastalık mihraklarında Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu gereğince tüm tedbirler alınmaktadır.
2010 yılı yaz aylarında çevre il ve ilçelerimizde çok yaygın olan şap hastalığı, ilçemizde de hastalığın yayılmasına neden olmuştur. Hastalığın ilçemizde yayılma nedeninin başında dışarıdan alınan hayvanlar gelmektedir. Hayvan pazarlarına gelen hastalıklı hayvanları alarak ya da satılmak için götürülen hayvanlar orada hastalığa yakalanıp satılmadığı için tekrar eve gelmesi ile veya hayvan sahiplerinin üzerinde şap etkenini taşıyarak ahırlara girmesi ile hastalık ilçemize girmiştir.
Birde hayvanların hastalıklı olduğunu bilerek köy çeşmelerine sulamaya ve yayılması için meralara süren kişiler olduğu sürece hastalığın yayılmamasına imkân yoktur.
İlçemizde şap aşısına önem vermeyen insanlar olduğu sürece bizim hastalıktan kurtulmamız mümkün değildir.


Şap hastalığından nasıl korunuruz


En önemli korunma hayvanları aşılamaktır. İlçe Tarım Müdürlüğümüzde çalışan veteriner hekimler ve veteriner sağlık teknisyenleri tarafından düzenli olarak bahar ve sonbahar şap aşılamaları yapmaktadır. Bu zamanları takip edip düzenli olarak hayvanlarımızı aşılatmalıyız.
Aşılanan hayvanlar şap hastalığına yakalanmaz veya hafif atlatırlar. Böylelikle yetiştiricimiz hastalık nedeniyle oluşan ölümler başta olmak üzere et ve sütteki verim kayıplarına bağlı ortaya çıkan ekonomik Zaralardan korunurlar. Ayrıca hastalanan hayvanların tedavisi için gereken ilaç ve dezenfeksiyon masraflarından da kurtulmuş olurlar.Böylelikle hayvanlara şap aşısı yaptırarak önemli ekonomik kazançlar sağlanmış olur.
Öncelikle ahır ve ağıla girdiğimiz elbiselerimiz farklı olacak her ahıra gireceğimiz zaman elbisemizi değiştirmeliyiz. Bence ahıra girerken ayrı bir tulum ve çizme ile girilmelidir, hayvanları yaylıma götürürken de farklı bir elbise ve ayakkabı giyilmelidir. Elbise ve ayakkabı değiştirmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.
Sağım öncesi ellerin, sağım makinelerinin ve memelerin temizliğine önem göstermeliyiz.
Şap hastalığı gelip geçtikten sonra ahırlar kireçle badana edilmeli. Ahır giriş çıkışlarında ayaklarımızı basabileceğimiz kireç veya dezenfeksiyonlu solüsyon havuzu öneririm hayvanlarında basabileceği şekilde olursa tırnak hastalıklarında azalma olur.
Hastalıklı hayvanlar meraya ya da sulamaya çıkmış ise hayvanları meraya otlatmaya ve sulamaya çıkarmamalıyız.
Yeni bir hayvan satın alınmış ise diğer hayvanlardan ayrı bir ahırda en az 15 gün tek başına bakılmalıdır. Hayvanda hastalık çıkmamış ise diğer hayvanların yanına alınabilir.
Ahırda farelerle mücadele edilmelidir. Kuşların girmesini engellemek için pencerelere tel gerilmelidir.
Eğer hayvanlarımızdan birinin hastalandığının farkına varırsak
İlçe Tarım Müdürlüğümüzde ki Veteriner Hekimlere haber veriniz. Hükümet Veteriner Hekimi gelinceye kadar, köy, kasaba, şehir, çiftlik ve işletmeler ile gezici sürülerde şap hastalığı çıktığında hastalık mahallindeki görevli ve yetkililer tarafından aşağıdaki tedbirler alınır.
a) Şap Hastalığına yakalanan hayvanlar derhal sahibinin ahırında veya bu maksat için ayrılmış barınaklarda tecride alınır ve hiçbir şekilde ortak mera ve sulama alanlarına çıkarılmaz.
b) Tecride alınan hayvanların bakımı için yeterli sayıda kişiler görevlendirilir, bu mahallere başkasının girmesi önlenir. Görevli kişiler başka hayvanların bakımıyla ilgilenemez.
c) Hastaların yem ve suları ancak o mahalde bulunan ve dışarıyla temas ettirilmeyen kaplarla verilir.
d) Hastalara ait veya hastaların temas ettiği her çeşit eşya , yem ve hayvan maddelerinin nakli, satışı ve tüketimi durdurulur.
e) Hastalık gezici sürülerde çıktığında yürüyüş (hareket) durdurulur ve en yakın yerleşim birimindeki muhtarlığa veya Jandarma Karakoluna haber verilir. Hastalar sağlamlardan ayrılarak uygun bir yerde tecride alınır. Sağlamlar, mera ve sulama yerleri değiştirilerek ayrı çobanların yönetimine verilir.
f) Hastaların bakımı ile görevlendirilenlerin, sağlam hayvanlarla ve bunlara ait malzeme ile temasları önlenir.
g) Tip tayini için Veteriner Hekim tarafından marazi madde alınmadan hastalara herhangi bir ilaç uygulanmaz.
h) Ölen hayvanlar muayene ve teşhis için muhafazaya alınır, kokuşma halinde yüzülmeden ve herhangi bir ifrazatı akmayacak şekilde hayvan uğrağı olmayan bir yere sürüklenmeden nakledilir, iki metre derinlikteki çukurlara, kireçlenerek ve iri taşlarla takviye edilerek gömülür veya özel tesisi olan yerlerde yakılır.
ı) Alınan tedbirlerin uygulanmasından, köylerde muhtarlar ve hayvan sahipleri, çiftlik ve işletmelerde koruyucu, bakıcı ve mülk sahipleri, gezici sürülerde ise korucu, bakıcı, çoban ve hayvan sahipleri sorumludur.
i) Hastalık gemi, tren, traktör ve kamyonlarla nakil sırasında görüldüğünde durum varış mahallerindeki görevlilere bildirilir. Hükümet Veteriner Hekimi gelmeden hayvanlar indirilmez. Gerekli tedbirler bundan sonra alınır.

İnsanlarda Şap hastalığı


İnsanlar hasta hayvanların deri veya ağzı ile teması ile yeteri kadar kaynatılmamış hastalıklı sütü içerek,
Çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılmayan peynirler, Yeterli ısı işlemi uygulanmamış etleri yiyerek hasta olabilirler.
Hastalık insandan insana geçmez.
İnsanda ateş, yorgunluk, kol ve bacaklarda ağrı, ağız, gırtlak ve dudakta kesecikler oluşur.
Şaplı hayvanın eti yenir mi?
Şaplı hayvanın eti iyi pişirildikten sonra rahatlıkla yenilebilir. Sütü de kaynatılarak içile bilir. Antibiyotik kullanılan hayvanın sütünün içilmemesine dikkat ediniz.


Şap Hastalığının Ekonomi ve Ticarete Etkisi


Hayvanda yavru atma, genç hayvanlarda ölümlere neden olması hayvancılığımızın gelişmesinde gerilemelere neden olur.
Tedaviye harcanan masraflar, et ve süt veriminde ki düşüşler, Hayvanın gelişmesinde gerilik hayvan sahiplerinin ekonomisini sarsmaktadır dolayısı ile Ülkemiz hayvancılığının gerilemesine ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
Şap hastalığı çıkan ülkelerden diğer ülkeler hayvan alımlarını durdurmaları ile ticarette kayıplar oluşturur.
Tarım ilçe müdürlüğümüz Veteriner Hekim ve Veteriner Teknisyenleri şap hastalığı ile mücadele için yılda iki defa ilkbahar ve sonbahar mevsiminde kampanya tarzında yoğun aşılama çalışmaları yapmaktadır. Yetiştiricilerimizin konuya duyarlı ve ilgili olmasını aşılama ekiplerimiz köylerine geldiklerinde hayvanlarını aşılatmalarını önemle ifade ediyoruz.
Çiftçimizin refahı ve ülkemizin kalkınması sağlıklı hayvanlar, verimli hayvancılık ve tarım ile gerçekleşecektir.


Ersen ŞAHANOĞLU
Veteriner Hekim

15 Aralık 2009 Salı

AMERİKAN YERLİ KÖPEĞİ


Temel Özellikleri

Amerikan yerli köpeği veya Kızılderili köpeği olarak bilinen bu çok eski köpek ırkı, geçmiş çağlarda kızılderililer tarafından çok çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere yetiştirilmiştir. American Indian iri veya orta irilikte bir yapıya sahiptir. Tüylerin özel yapısı sayesinde köpeklere özgü kokudan yoksun ve hipoallerjeniktir. Kızılderili köpekleri için belirgin bir kürk yapısı mevcut değildir çünkü çağlar boyunca estetikten çok işlevlerine göre yetiştirilmişlerdir. Ayrıca ayakları karda daha kolay yürümesini ve yüzmesini sağlayan perdeli bir yapıya sahiptir.
Neler Yapar?
Kızılderili köpekleri eskiden yerliler tarafından balıkçılıkta ve her türlü kara avında av köpeği olarak kullanılmıştır. Ayrıca kabilenin erkek ve kadınları uzaktayken yaşlıları ve çocukları korumak için eğitilmiş, bekçilik ve koruma içgüdüleri yüksek köpeklerdir. Kabilelerin göçleri sırasında taşımacılıkta kızak köpekleri olarak da görev yapmış olan American Indian Dog, oldukça zeki ve hisleri kuvvetli hayvanlardır. Aile üyelerine karşı sadık ve çocuklarla geçimi çok iyidir. Diğer köpeklerle arasında agresyon ve rekabet yoktur. Geçmişten günümüze, her türlü eğitime yatkın köpekler oldukları ispatlanmıştır. Evde kapalı kalmaya ve apartman dairelerinde beslenmeye uygun değildir. çok fazla enerjik ve egzersize ihtiyaç duyan köpekler olmamasına rağmen açık havada serbest dolaşmaya, özgürlüğe düşkündür. Yalnız kalmaktan hoşlanmaz, insanlarla iletişime ihtiyaç duyar. Hava şartlarına karşı dayanıklı, daha çok kasaba tarzı yerleşimlerde, çiftlik evlerinde yaşamaya uygun bir ırktır. Bahçeli bir evde ekstra egzersize ihtiyaç duymaz. Enerjik ve her türlü aktiviteye uyum sağlayan yardımcı köpeklerdir. American Indian Dog'lar ekstra tüy bakımına ihtiyaç duymaz. Ancak düzenli olarak fırçalamak daha sağlıklı ve parlak tüylere sahip olmasını sağlar. Tüylerinin özel yapısı nedeniyle astım ve allerji problemi olan insanlar tarafından tercih edilmektedir.
Tarihçesi
Eski çağlarda kızılderililer tarafından yetiştirilmiş, avcılıkta, bekçilikte kullanılmış, eti yenmiş ve postundan yararlanılmış, hatta kutsal sayılıp dini törenlerde kullanılmışlardır. Muhtemelen ataları sürü halinde yaşayan vahşi köpekler olduğundan kabile yaşamına oldukça iyi adapte olmuşlardır. İspanyollar tarafından atlar evcilleştirilmeden önce taşımacılıkta köpekler kullanılmaktaydı. Bu dönemlerde American Indian Dog, kızılderililer tarafından Kuzey Amerika'nın geniş bozkırlarında kabilenin eşya ve gereçlerini taşımak amacıyla kullanılmıştır.
Kökeni
çok eskilere dayanan American Indian Dog'un, ne yazık ki Amerikan hükümetinin yerli kabilelere karşı uyguladığı politika nedeniyle nesli tükenme noktasına gelmiştir. Günümüzde soy ağacını bilmek neredeyse imkansız olduğundan bazı yetiştiriciler tarafından tekrar elde edilmeye çalışılmaktadır.

8 Aralık 2009 Salı

AMERİKAN TÜYSÜZ TERRİERİ


Temel Özellikleri

Yapı olarak, Amerikan Tüysüz Terrierleri orta ebatlarda Rat Terrierlerle aynıdır. Rat Terrierler aynı zamanda bu cinsin atasıdır. Amerikan Tüysüz Terrier'i kaslı yapılıdır. Rat Terrier'lerinkine benzeyen kulakları tetikte olduğu zaman dikleşir. Cildi pembedir, üstünde gri, siyah, altın veya kızıl renkli lekeler vardır. İki Tüysüz Terrier'in çiftleştirilmesinden daima tamamen tüysüz yavrular olur. Tüysüz Terrier ile tüylü köpeklerin çiftleştirilmesinden tüylü köpeğin tüysüzlük genleri taşıyıp taşımamasına göre çeşitli sonuçlar olabilir. Tüysüz yavrular doğduklarında tüm vücutları seyrek tüylerle kaplıdır. Yavru kafasından başlayarak bütün tüylerini yavaş yavaş altı haftalık oluncaya dek döker. Altı haftalıktan itibaren vücudunun tamamı ölene dek tüysüz kalacaktır. Ama normal kaşları ve bıyıkları vardır. Bu köpekler için gerekli tek özel bakım onları güneş yanıklarından ve soğuktan korumaktır. Eğer ciltleri kurursa, lanolinsiz bir losyon sürülebilir. Bu tür doğal olarak tüy dökmez ve pirelenmez ancak deri hücreleri yaklaşık 20 günde bir dökülür bu yüzden biraz kepekli gözükebilir. Amerikan Tüysüz Terrierler tüylerinin olmadığını unutup dışarıda sıçrayıp hoplarlar, dolayısıyla ciltlerinde çizikler ve kesikler sıkça görülür. Bu ırk tüye karşı alerjisi olanlar için çok uygundur.
Neler Yapar?
Amerikan Tüysüz Terrier'i dikkatli, akıllı ve sevecen bir köpektir. Ayrıca çok meraklı ve hayat doludur. Bu sevgi dolu köpek herkes için, özellikle de yaşlılar için mükemmel bir dosttur. çocuklarla, özellikle küçüklükten beri birlikte yetiştirilirlerse, çok iyi anlaşırlar. Amerikan Tüysüz Terrier'i, diğer köpek türlerinin aksine, heyecanlandığında ya da korktuğunda havlar. Bölgelerini korumaya oldukça düşkündürler, inatçıdırlar ancak yabancılara karşı saldırgan değillerdir. Amerikan Tüysüz Terrierleri iyi bekçi köpeği olurlar. İyi yüzücü değillerdir. Bu ırkın terbiye edilmesi biraz zor olabilir. Amerikan Tüysüz Terrier'leri apartman yaşamına uygundur. İç mekanlarda oldukça hareketli köpeklerdir, bahçeye gereksinimleri yoktur. Bu ırkın bir çok köpeğin aksine ter bezleri olduğu için ağızlarından salya akmaz ve vücut ısılarını dengelemek için nefes nefese solumazlar. Soğuk havalarda giysi giydirmek gerekli olabilir. Rat Terrierler gibi Amerikan Tüysüz Terrierler de kazmayı çok severler ve etrafı çitlerle çevrili bir bahçeden kolayca kaçabilirler. Bu ırk mücadeleci oyunlardan ve dışarda sıçrayıp oynamaktan zevk alır.
Tarihçesi
1972'de ilginç bir olay gerçekleşti; Amerika'dan Lousianalı Willie ve Edwin Scott'un orta büyüklükteki Rat Terrier'inin tamamen tüysüz, dişi bir yavrusu oldu. Daha sonra bu dişi yavru çiftleştirildi ve bir tüysüz dişi daha doğdu. Ama daha sonraki doğumlarında terrier'nin başka tüysüz yavrusu olmadı. Sonunda, dokuz yaşındayken bir erkek, bir dişi tüysüz yavru doğurdu. Bu tüysüz yavrular, bu ırkın üremesi ve özelliklerinin sabitleştirilmesi için oluşturulan üreme programının kaynağı oldular. Scott çifti bir genetikçi ve bir veterinerin rehberliğinde çalıştı. Bu grup oluşturdukları yeni ırkın adını Amerikan Tüysüz Terrier koydular. Bunlar esasen Asya ve Afrikadaki tüysüz köpeklerden farklıydılar, çünkü tüysüz yavrular elde etmek için Powderpuff çeşitlemesine gerek yoktu. Ayrıca, bu köpeklerde premolar diş eksikliği görülmüyordu ve tüysüz ırklarda görülen üreme komplikasyonlarına rastlanmıyordu. Bu özelliklerinden dolayı, Scottların tüysüz köpeği ve onun soyu, köpek dünyasında benzersizdir.

AMERİKAN TİLKİ TAZISI


Temel Özellikleri

İngiliz kuzenine benzeyen Amerikan Tilki Tazısı, yetiştiricileri tarafından daha hafif, koku alma duyusu daha gelişmiş ve av alanında daha hızlı bir cins olarak yetiştirildi. Av alanında gerçek bir savaşçıdır. Başka zamanlarda tatlı ve duygulu bir köpektir. Evde uyuması gerekir.
Neler Yapar?
Bu köpekler 17. Yüzyıl'da Kızılderilileri arayıp bulmak için kullanıldı. Ancak, daha sonraları etkin ve yorulmak bilmez bir vahşi hayvan avcısı haline geldi. "200 kilometre karelik bir alanda, sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar koşabilir ve akşam eve çoşkusundan bir şey kaybetmemiş olarak dönebilir." şeklinde tanımlayanlar vardır. İlginç bir not olarak, öyle melodik bir sesle havlar ki, çıkardığı ses tonu birçok popüler şarkıda kullanılmıştır.
Kökeni
Bu köpek, 1650'de Amerika'ya getirilen İngiliz tazılarından türetildi, birkaç yüzyıl sonra Lafayette tarafından George Washington'a armağan olarak gönderilen bir Fransız tazısıyla çiftleştirildi. Biri Fransız diğeri İngiliz olan bu iki cins birleşerek, Amerian Tilki Tazısı'nı oluşturdular.

AMERİKAN SU SPANİELİ


Temel Özellikleri

Coşkulu, azimli, itaatkar. Eğitime olağanüstü yatkındır.oyuncu bir ırktır.
Neler Yapar?
Sularda, ormanlarda ve engebeli arazilerde mükemmel bir avcıdır. ördek, bıldırcın, sülün, orman tavuğu ve tavşan avında kullanılır. Bekçi ve insana eşlik eden köpek olarak da çok değerlidir.Evde uyuması gerekir. Bataklıkta avlanabilir. Avı getirir.
Kökeni
Kökeni hakkında kesin bilgi yoktur. İrlanda su spanieli ve kıvırcık tüylü retriever muhtemelen bu cinsin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Amerikan Köpek Kulübü tarafından 1940?da bir cins olarak kabul edilmiştir.

26 Kasım 2009 Perşembe

AMERİKAN STAFFORDSHİRE TERRİER




Temel Özellikleri

Amerikan Staffordshire Terrier'i çok kaslı, tıknaz ama çevik, boyutlarına göre aşırı güçlüdür. Geniş, güçlü bir kafası, kısa bir burnu ve çok güçlü bir çenesi vardır. Kulakları genelde kesiktir ki bu isteğe bağlıdır. Gözleri yuvarlak ve siyahtır. Dişleri makas gibi üst üste geçmelidir. Kürkü kalın, kısa, parlak tüylerden meydana gelir. Her renk olabilir. Kuyruğu ucuna doğru incelir ve en ucunda bir nokta halini alır. Kulakları diktir. AKC tarafından "Amerikan Staffordshire Terrier" olarak sınıflandırılan bu ırk, UKC tarafından "Amerikan Pit Bull Terrier" olarak sınıflandırılır. Amerikan Pit Bull Terrierleri düzenli olarak çok egzersize ihtiyaç duyarlar, ama diğer köpeklerle kavga etmesini önlemek için kalabalık ortamlarda dikkatli olunmalıdır. Amerikan Staffordshire Terrier bir apartman dairesinde yeterince egzersiz yaptırıldığı sürece rahatça yaşayabilir. İç mekanlarda çok hareketli olduğu için yeterli egzersizle bahçeye gereksinim duymaz. Ilıman iklimleri sever. Düz ve kısa tüylü kürkü kolayca taranır. Sert ve sık kıllı bir fırçayla düzenli olarak taranmalıdır. Bu ırk diğer köpekler gibi yılda 2 kez tüy değiştirir.
Neler Yapar?
Amerikan Staffordshire kavgacı Pit Bull Terrier ile asla karıştırılmamalıdır. Provoke edildiğinde cesur ve ısrarcı bir dövüşçü olsa da ve bu içgüdüsünün sıkı, müşfik bir eğitimle bastırılması gerekse de, onun insanlara karşı temel mizacı yumuşak huyluluk ve sevecenliktir. Amerikan Staffordshire Terrier iyi huylu, eğlenceli, aşırı sadık ve ilgili bir aile köpeğidir. Büyüklerle de çocuklarla da çok iyi anlaşır. Hemen her zaman itaatkardır, sahibini mutlu etmekten başka bir şey istemez. çok cesur ve zeki bir bekçi köpeğidir, hayat doludur. Sahipleri ve bölgesi için aşırı korumacıdır, onların uğruna düşmanıyla ölene dek savaşır. Bu ırk acıya karşı çok toleranslıdır. Gençken iyice sosyalleştirilmelidir aksi halde saldırgan olabilir. Diğer köpeklerle bir arada olduğunda mutlaka kontrol altında tutulmalıdır. Bu köpekleri ev hayatı için terbiye etmek biraz zor olabilir. Bekçilik konusunda inanılmaz başarılar gösteren bu köpekler, aynı zamanda arkadaş köpek olarak da itibar görür. Düzgün eğitildiği takdirde, çok iyi bir köpek olur.
Tarihçesi
19. yüzyılda, İngiltere'nin Staffordshire bölgesinde, Bulldog ve çeşitli terrierlerin çiftleştirilmesi sonucu kaslı, aktif ve dövüşçü Amerikan Staffordshire Bullterrier ortaya çıkarılmıştır. Amerika'ya getirilince Amerikalı üreticiler tarafından bu ırk tercih edildi ve hem ağırlığını arttırdılar hem de kafasını güçlendirdiler. Artık ayrı bir ırk olarak tanınan Amerikan Staffordshire, İngiliz akrabası olan Amerikan Bullterrier'den daha cüsseli ve daha ağırdır. 1900'de köpeklerin dövüştürülmesi Amerika'da yasaklandıktan sonra, bu köpeklerden iki nesil geliştirildi. Amerikan Staffordshire şov amaçlı üretildi, Amerikan Pit Bull Terrier ise yasal olmayan köpek dövüşlerinde başarı sağlamak için saldırgan bir mizaçla yetiştirildi. Artık günümüzde ikisi ayrı ırklar olarak tanınıyorlar. Amerikan Staffordshire'nin yetenekleri arasında bekçilik, koruma, ve çeviklik sayılabilir.

AMERİKAN PİTBULL TERRİER




Temel Özellikleri

Son derece cesur (çok eski savaş köpeklerinin torunudur.) ve çok canlı bir köpektir.Pitbullar Çok sinirlidirler. Sinirlendiklerinde gözleri kimseyi görmez önüne gelen kim olursa saldırır. Düşmanıyla öldüresiye savaşır. Ancak, asgari bir eğitimle yabancıların niyetini anlayabilecek kadar yetenekli, sakin, iyi huylu ve itaatkar bir köpek haline gelebilir.

Neler Yapar?

Mülk bekçisi olarak çok iyi sonuç vermiştir. İnsana eşlik eden köpek olarak da çok değerlidir. Savunma, muhafız köpek, bekçi ve koruma köpeği olarak da iyidir.

Kökeni

Bu savaşçı köpek 19. Yüzyıl'da İngiltere'nin Staffordshire bölgesinde Bulldog ve çeşitli terrierlerin çiftleştirilmesiyle elde edildi. Amerika Birleşik Devletleri'ne getirilen bu cins burada daha güçlü hale gelmesini sağlayan Amerikalı yetiştiriciler tarafından, bazılarının görüşüne göre mükemmelleştirildi. Amerikan Köpek Klubü (AKC) tarafından Amerikan Staffordshire Terrier, İngiliz Köpek Klubü (KC) tarafından Amerikan Pitbull Terrier olarak isimlendirilmiştir.

24 Kasım 2009 Salı

AMERİKAN ESKİMO


Temel Özellikleri

Amerikan Eskimo kar beyazı ve Spitz görünüşlü, Samoyed ırkına benzeyen bir köpektir. Minyatür, küçük ve standart olmak üzere üç boy grubuna ayrılır. Bu boyları sayesinde evin veya bahçenin büyüklüğüne göre seçim yapılabilir. Apartman yaşamı için uygun olan bir köpektir. Evin içinde çok aktif olurlar. Fakat küçükde olsa bir bahçe her zaman tercih sebebidir. Etrafı kapalı bir bahçede serbest olarak veya tasma ile yürüyüş tarzında spor onun için yeterli olabilmektedir. Sert tel fırça ile mümkünse hergün fıçalanmalıdır. Bilhassa tüy değiştirme dönemlerinde sabah-akşam fırçalama önerilir.
Neler Yapar?
çok sevecen, şefkatli ve müşfik bir ırktır. çocuklarla birlikte oyuncu, cesur ve iyidir. Davranışlarında akıllı ve içtendir. Kolay eğitilir ve toplu yaşamaya karşı uyumludur. Bazen inatçı da olsa genel olarak çalışmaya isteklidir. Yabancılara karşı dikkatli olmakla beraber tanıştırıldıktan sonra kolay arkadaş olurlar. Fakat bununla beraber tanımadıkları kişileri sahipleri onay vermedikçe içeri almayabilirler. Sahipleri ile birlikte olmayı ve onlarla oynamayı severler. Yalnız kaldıkları zaman çabuk sıkılırlar. Daima ilgi ve sevgi isterler. Agresif davranışlı çocuklarla birarada kalındığında başlangıçta dikkatli olunmalıdır. Eve çok bağlı, insana eşlik eden bir köpektir. Evi gerçek bir bekçi köpeği gibi savunur. üç yaşında fiziksel ve psikolojik olarak olgunlaşır.
Tarihçesi
Tam olarak nereden köken aldığı bilinmese de Nordic ırklarından ve Spitz familyasındandır. White Keeshond, White German Spitz ve Samoyed ile akraba olduğu sanılmaktadır. İlk olarak Amerika'ya Alman göçmenlerin White Spitz'i getirdiği söylenmektedir. 1913 yılında Amerikan Eskimo olarak kayıtlara geçmiştir. çevik, hırslı ve itaatkardır. Bugün için koruma, polis (narkotik), şov ve bekçi köpeği olarak kullanılmaktadır.

AMERİKAN COCKER SPANİEL


Temel Özellikleri

Neşeli, uysal, çocuk dostu efendisine karşı saygılı ve iyi huylu bir köpektir. Apartman yaşamı için uygun bir ırktır. Tabi ki bahçeli bir ev tercih sebebidir.
Neler Yapar?
Hem avda hem de evde gözüpek ve dayanıklıdır. Neşeli, tatlı ve hassastır. çocuklarla çok iyi geçinir ve onlarla sanki çocuk olur. İnsanlara karşı saygılı ve hürmetkar olmasına rağmen eğer iyi eğitilmezse laf dinlemez, başına buyruk olur. Kuyruğunu devamlı sallayarak her zaman sevecen ve canayakın olduğunu belli eder. Akıllı ve güvenilirdir. Genellikle tanıdık-yabancı ayırt etmeden insanların yanında her zaman mutludur. Başka köpeklerle birlikte eğitiliyorsa onlar havlarken dikkatleri dağılabilir. Fakat buna rağmen rahat ve iyi bir eğitim alır. Eğitimde garip davranışlardan ve laubalilikten kaçınılmalıdır. çünkü bu durumda kafası karışabilir ve istenen yanıtlar alınamayabilir sinirli davranışlar gösterebilir.
Kökeni
English Cocker Spaniel' in Amerika' ya götürülmesinden sonra geliştirilen bir ırktır. English Cocker Spaniel' den biraz daha küçüktür. Cocker ismi Woodcock (çulluk) dediğimiz kuştan gelmektedir. Eskiden kuş avında kullanılmıştır. Bugün daha çok arkadaş olarak ve şov amaçlı beslenmektedir.

23 Kasım 2009 Pazartesi

AMERİKAN BULLDOG


Temel Özellikleri

Amerikan Bulldog, İngiliz ırkdaşına göre daha çevik ve hareketlidir. Bazıları 2 metre veya daha fazla yükseğe sıçrayabilmektedirler. Koca bir başı, güçlü çeneleri, kaslı bir görüntüsü vardır. Bu iri cüsseye rağmen sanki ayaklarının üzerinde dans ediyor gibidir. Erkekler gözle görülür şekilde dişilerden güçlü ve kaslıdır. American Bulldog eğer yeterince dolaştırılıp antrenman yaptırılabiliyorsa apartmanda yaşayabilir. Fakat bahçeli bir ev daha çok tercih edilir. Kısa ve sert tüylü olduğu için bakımı kolaydır. Uygun bir tel fırça veya tarakla fırçalanabilir. çok sık yıkamaya gerek yoktur. Uzun tüylülere göre bakımı daha kolaydır.
Neler Yapar?
Genellikle insanlara karşı mahcup, sıkılgan ve sakin yapılıdır.çoğu zaman diğer köpeklere karşı da iyi huyludur. Saldırganlık konusunda American Stafford Terrier ve American Pitt Bull Terrier' e benzemez. American Bulldog cesur, azimli ve fakat düşmanca düşünceli değildir. Daima uyanık, kendine güvenen ve çocukları içtenlikle seven bir ırktır. Vahşi hayvanlar ve boğalar ile bile dövüşebilir. Hatta dövüşürken sanki ' timsah başlı ve piton vücutlu ' gibidir denir. Eğitimde çok iyi söz dinler. Gerçekten yiğit, sadık ve sevecendir. Güçlü koruma içgüdüsü ve erken yaşta eğitim alabilme özelliği vardır. Diğer köpeklere ve yabancılara karşı sinirli olabilir. Ailesiyle birlikte olduğunda her zaman mutludur.
Tarihçesi
Bu köpeğin ataları İngiltere'den gelmiştir. English Bulldog ırkının genleri ile oynamayla biraz daha iri vr sert bir köpek üretilmiştir. Bu türetilen köpek English Bulldog' tan daha uzun bacaklı, daha çevik ve daha hızlıdır. American Bulldog ayı, sincap, rakun ve yaban domuzu avcılığı için kullanılmıştır. Sığır çobanlığı ve çiftliklerde bekçiliği başarıyla yerine getirmiştir. Amerikan çiftçileri onu, dayanıklılığı, koruyuculuğu, akıllılığı ve çalışma azmi sayesinde çok sevmişlerdir. Bugün için daha çok avcılık, koruma, ve treking köpeği olarak kullanılmaktadırlar.